19 Mayıs 2018 Cumartesi

Mahrem Matem



Herkese merhaba yeniden,

Evet evet yanlış görmediniz blogun ismini değiştirdim. Yaratıcı hediye fikirlerimiz oldu mu elbet paylaşacağım ancak biraz daha yazmak zamanı gibi şimdi. Bu sebeple yazan aynı, yazılanlar biraz farklı olacak bundan sonra. Belki yine severek okuyanlarınız olur aranızda. Aklıma takılan, sorguladığım ya da sadece iyi, kötü yazmak istediğim her konuyu paylaşma niyetimdeyim Yazıp somutlaştırıp okuyunca daha kolay anlaşılıyor, çözüm yolu bulunuyor ya da kabullenilebiliyor bazı şeyler. Yazmayı seviyorum aslında okumak gibi. Ortaokulda şahane bir öğretmenim vardı okumayı sevdiren, sadece bilgi öğreten değil duruşu ve ahlakı ile örnek olan; Banu Hoca :) ( Hocam yazıyı okursanız yoruma kalp atın :) ) 

Gelelim konuya; 'Mahrem Matem'. Benim için çok kıymetli bir konu aslında ancak toplumda oturtamadığım çok noktası var, belki de sırf bu yüzden yazmak istedim. Mahrem matem dememin sebebi şu aslında; mahremiyete, gizliliğe çok fazla önem veren bir toplum olmamıza rağmen nasıl oluyor da matem dahil bir çok mahrem konuya bu kadar burnumuzu sokma, fikir beyan etme, üzerine konuşma hakkı buluyoruz? Asıl sorduğum bu, nereden geliyor bu cesaret? Birçok konudan bahsedebiliriz bu noktada sadece matem değil elbet; doğum, hayatı yaşayış tarzı, cinsel eğilimler, çocuk yapma/yapmama kararı gibi. Matemden konuya girme nedenim ise yakın zamanda hem deneyimlediğim hem de tanık olduğum bir durum olması. 

Eylül 2015'de dedemi kaybettim, dünyamı kaybettim belki de. Herkes gider de o kalır gibi gelirdi hep. Hayat bize onun yokluğunu deneyimlememiz için süre de vermişti oysa ama buna nasıl alışır? Çok garipti; hem bir yandan dünyevi ihtiyaçlarına devam ediyorsun hem de için hep acı dolu. Bundan da müthiş bir suçluluk duyuyorsun. O kadar şanslıyım ki muhteşem bir dedeye sahibim. O sadece bayramda el öpüp harçlık aldığım aile büyüğü değil o benim hayatımın merkezindeydi. Her konuda eli üzerimizdeydi hep. Tecrübe etmek istediğim her şeyi ilk onunla yaşamıştık. 

Dedem vefat ettiğinde - bu üç kelimeyi bile yan yana yazmak hala garip geliyor bana - 74 yaşındaydı. Bazılarına göre yaşadığı kadar yaşamış ölme zamanı gelmişti. İşte tam da bu noktada 'şafak atıyordu' bende. İnsanlar matemin mahremini kavrayamayacak kadar cahiller miydi yoksa işgüzarlar mı yoksa kaybetmiş birine bunları söyleyecek kadar sadist duygulara mı sahiplerdi. Belki de hepsi. Onu kaybettiğimiz zor günlerde çoğu insan şunu dedi bana 'Yaşlıymış, Allah sıralı ölüm versin kızım!' Ben de hep 'keşke yaşlı olan dedemin yerine sen ölseydin!' dedim yalan yok. Şiddet eğilimim tetiklendi hep. Kaybedilmiş kişi ister 7 olsun ister 77 kaybeden kişinin canı bunu unutmayın. Tamam belki bir noktaya kadar kabul edilebilir genç ya da çocuk yaşta ölümler daha yıkıcı, can sıkıcı olabilir ama bunu dillendirmek tam bir gaddarlık. Orada canından bir parçayı bırakan insana bu denmemeli. Sadece sabır dilemeyi, yanında olduğunu hissettirmeyi, söylemeyi öğrenmemiz lazım. 

Geçen günlerde de benzer bir duruma tanık oldum. Kendi yaşadıklarım, hissettiklerim gelince aklıma duramadım, susamadım. Çok sevdiğim bir ablam annesini kaybetti. Defin sırasında kendini gerçekten bilmediklerini düşündüğüm iki üç kadın, din adamı gibi fetva vermeye başladı. Yok efendim defnedilirken neden şunlar bunlar yapılıyormuş, niye onlar konuyormuş falan filan. Üstelik bunu en acı anda, defnedilirken kaybı yaşayan kişinin tam arkasında konuşuyorlar. Anne kaybı bu ne ile ölçülebilir ya da hangi teselli azaltabilir bunu. Acının en derinini yaşarken insan bir de bu saçmalıklara neden maruz kalmak zorunda kalır anlamış değilim. Neyse dayanamadım, artık biraz susmaları ve saygı duymaları gerektiğini yüksek sesle dile getirmek zorunda kaldım. Kadınlardan biri yaptığından utanıp kendine gelmesi gerekirken bir de üzerine iyi ki küçük olduğumu yoksa çok başka davranacağına dair ahkam kesmeye başladı. Neyse ki kafası yerine az sonra geldi de sesini kesip kenara çekildi. 

Bir diğer beyin yakan konuda şu; kadınlar camiye giremez, cenazenin yanında duramaz, kıyafeti zaten uygun olmalı - ki cenazeye gelmiş aklı başında kişi ne giymiş olabilir, hele kendi kaybı ise - diyen cahil bir kesim var ki akıllara zarar. Bir de bunlarla uğraşılır itina ile. Canın ta içerilerden yanarken bunlara laf anlatmaya çalışırsın zor da olsa. 

İşte bunları yapıyoruz birbirimize. Halbuki sadece baş sağlığı ve sabır dilemek, yardım istediği konularda, yardım istediği ölçüde destek olmak, sadece sessizce yanında olmak, sarılmak daha kolay inanın. Zaten ruhen çökmüş ve önünde alışması gereken zorlu bir kayıp varken bir de sizinle uğraşmasın. Yok ben çenemi tutamam illa birkaç laf ederim dayanamam, kendimi biliyorum diyorsanız da uzak durun, uzakta durun. Belki kendinizce acıyı hafiflettiğinizi zannediyorsunuz ama olmuyor inanın. Matem mahrem kalmalıdır. İnsan kendi başına, kendi içinde yaşar çoğu zaman. Etrafı kalabalık bile olsa zihni ile baş başadır, süreci kabul etmeye çalışır. Destek olun, köstek değil. Hiç olmuyorsa da zorlamayın, kendinize gelip uzak durun. 

İşte öyle. Bu konu biraz karamsar oldu belki ama ne demişler 'it's the real' :) Daha sevimli konularda yakında görüşürüz elbet.
Sevgiler. 
Nazlı 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder