Herkese merhaba,
'Herkes' diyorum da herkes var mı onu da bilmiyorum hoş. Okuyan var mı, gören, duyan, bilen hiçbir fikrim yok. Biraz şizofrenik bir giriş oluyor tabi hal böyle olunca ama yine de merhaba herkes!
En son yazdığımın ardından daha eğlenceli yazı yazarım diye ümit ediyordum oysa ancak yine bir hayli can sıkıcı bir yazı var kafamda.
Ben çok eğlenceli bir çocukluk geçirdim çok şükür. Belki şu an 'ben' olan her şeyi o zamanlara borçluyum. Annem, babam, anneannem, dedem herkes vardı etrafımda. Annem çalıştığından dolayı bebeklikten beri anneannem baktı bana ama ne bakmak :) Sabahları bırakırlardı, annem işten gelene kadar beraber dururduk hep anneannemle. Bazen evde otururduk, bazen gezerdik bazen de günlere giderdik beraber. Öyle güzel baktı öyle güzel eğitti ki beni sanki üçüncü çocuğuymuşum gibi kolladı hep. Dedem de keza aynı şekilde. Çok minnettarım onlara her konuda.
Öte yandan ben onların hep tanışma hikayelerini dinlemeyi severdim. Dedem, asker emeklisi idi 60'lı yıllarda Erzincan'da görev yapıyorken tanışmış anneannemle. Anneannem de o sıralarda orada yaşayan abisini görmeye gitmiş. O zamanların açık hava sinemasına gitmiş o gece ikisi de. Anneannem, dedemi ilk gördüğünde üzerinde 'robalı ceketi' olduğundan, salondaki herkesten farklı olduğundan ve ilk gördüğünde 'gözüne kestirdiğinden' :) bahseder dururdu. Dedem de tabi boş durmamış. Gel zaman git zaman anneannem misafir olarak gittiği Erzincan'da gelin olarak kalmış hatta annem de orada doğmuş. Eski zaman aşkı tam anlamıyla. Her koşulda çok sevmişler birbirlerini. Belki bu yüzdendir anneannem dedemin gidişine hiç alışamadı, çok ağır geldi ona, kabullenemedi. Biz ne kadar pamuklara sarmalasak, onun yokluğunu hissettirmemeye çalışsak da dört bir koldan yapamadık, başaramadık. Onu, dedemin yokluğuna alıştıramadık.
Bu yüzdendir belki sadece üç yıl dayanabildi. Tam dedemin üçüncü yılında aniden kavuştu 'robalı ceket'lisine yirmi gün önce. Ve biz dedemin ardından onu da kaybettik. Ben de çocukluğumu kaybettim. Annem ile dayım şimdi büyürken aslında ben de büyüyorum O'nun gidişi ile. Her gün ama istinasız her gün yaşadıklarımız aklımda; çocukluğum, okul yıllarım bütün paylaşımlarımız. Ne zaman alışırım bilmiyorum ama çabalıyorum. Beraber yapabildiklerimizle avunmaya, iyi ki demeye çalışıyorum. Bizimle sevinir bizimle üzülürken ve her birimizin üzerine titrerken o, şimdi dik durmaya çalışarak aslında üzmemeye çalışıyorum onu. Biliyorum o, dedemle beraber daha mutlu şimdi çünkü onsuz dünyayı hiç sevmedi, çok ağır geldi ona, mutsuz oldu aslında.
Ben, onun bana çocukken el bebek gül bebek baktığı gibi aynı şekilde baktım ona, temizliği çok sevdiğinden mis gibi olduğundan emin olduktan sonra öpüp koklayarak vedalaştım onunla. Şimdi hepimiz, tüm ailemiz dedemin emanetini ona teslim ettikten sonra toparlanmaya çalışıyoruz yavaştan. Hepimiz birbirimizin gözüne bakıyoruz, birimiz 'hadi' diyor arkasından gitmeye, gülmeye, belki ağlamaya, yemeye, içmeye çalışıyoruz.
Çok mutluyuz öte yandan dedem de olduğu gibi anneannemin ardından da birçok seveniyle beraber yaşatıyoruz anısını. İyi ki hayatımın merkezindeydiniz. İyi ki sizin gibi anneannem ve dedem vardı, vardı da hepimizin arkasında dağ gibi durdunuz. Hasan'cım Sevoş'a iyi bakacağını biliyorum. Bilirsin 'latife'lerine çabuk kızar, kızdırıp üzme emi! Ve hep olduğu gibi gittiğiniz yerden de koruyup kollayın, yakınlarımızda bir yerlerimizde olun zira biz çok büyüyemedik hala.
Hasan'cığıma hep dediğim gibi; Sevoş'cum gittiğin yerden beni duyuyorsan eğer -ki ben buna çok inanıyorum- seni çok seviyorum ve de özlüyorum. Birbirinize iyi bakın!
Sevgiler,
Nazlı.