4 Nisan 2020 Cumartesi

Devrim...


        Devrim... Oğlum. Sana bu ismi seçerken epey zorlu yollardan geçerek birbirimize kavuşacağımızı tahmin edemedik tabi. Elimizden geldiğince senin fiziki sağlığın için yapılması gereken her şeyi yaparak mümkün olan en sağlıklı şekilde sana kavuşmaktı hayalimiz elbet. Hamileliğin ortalarına doğru yaşadığım tansiyon probleminin sadece doktor kontrolünde değil günlük yaşantımda da belirti vermesi üzerine biraz daha sıkı takip ve ilaç tedavisine başladık. Neyse işin teknik kısımlarını geçecek olursak ki aslında zor bir süreçti günde on defa tansiyon ölçme nedeniyle hali hazırda var olan kaygım epey körüklenmişti. Öyle ya da böyle 28’li haftalara geldik. O gün annem, kardeşim hep beraber kahvaltı edip güle oynaya doktora gideceğiz ve teyzen seni ilk defa görecek, günlerden cumartesi. Doktor Hanım muayene ederken bir terslik olduğunu sezinledik ve başka bir meslektaşından görüş almak üzere odadan çıktı. Gelen doktorda da aynı endişeyi görünce anladık ki hiçbir şey planladığımız gibi olmayacaktı artık. İki uzman doktor ve bir perinatolog görüşü ile o gün acil olarak hastane yatışım uygun görüldü. Ama nasıl olurdu sen daha 29. Haftadaydın ve dünyaya gelmek için, hayatta kalmak için çok küçüktün. O gün kabul etmem gereken tek bir şey olduğunu anladım; sen bize katılmak için çok fazla duramayacaktın. Odaya geçip babanla baş başa kaldığımızda başladık ağlamaya. İçimde çok büyük korku; sana dair annem. Çok küçük doğacak olmanın getireceği bir sürü fiziksel problemin olabilirdi, zorlu zamanlar geçirebilirdin ve tüm bunlar eğer yaşarsan sonraki hayatını da etkileyebilirdi. Ve ben tüm bunlar için kendimi suçlamaktan öte gidemiyor senin için bir şey yapamıyordum. İşte bu günden sonra her gün doktor kontrolü, NST ve doppler ultrason girdabına girecektik. Hayli yorucu bir süreçti; her gün iyi misin değil misin diye kontrol etmek. Muayeneler de senin ‘sağlıklı’ bir bebek olmayabileceğin bile söylendi. Ve biz günlerce bu ihtimalle yaşadık.

Git gel derken seninle 32. Haftayı bulmuştuk ta ki perinatologumuzun artık hayati tehlikesi başlıyor cümlesini duyana kadar. Yine apar topar hastaneye gittik tabi bu sefer doğum için. Öyle bir zamanlamada gelmeye karar verdin ki deden geldi, teyzen ve baban çalışmıyor, İhsoş izinli. Hemen eve geçtik ve hazırlanmaya başladık. İçimde kocaman bir sakinlik aynı zamanda da tedirginlik. İlk defa doğum yapacaktım ama böyle olmamalıydı. Güle oynaya gitmeliydim. Oda süslemeni kendi ellerimle yapacaktım, daha hediyelerin de hazır değildi üstelik. Her şey bir kenara sen benim yanıma gelemeyecektin doğduğunda. Korkar mıydın acaba bizsiz? Hastaneye yattığım o gece aklımda bir sürü soru uyuyakaldığımı hatırlıyorum. Ertesi gün herkesle vedalaşıp indik ameliyathaneye. En son babanla el sallaştık ve ameliyathanenin inanılmaz soğuk olduğunu, titremekten konuşamadığımı hatırlıyorum. Canımız doktorumuzu görmemle biraz rahatlama gelmişti içime. Sonrasına dair tabi hiçbir şey hatırlamıyorum. Uzaktan gelen ‘Nazlı’ sesi ile açtım gözlerimi bir odada, saate baktım 14.10. Her şeyin bittiğini anladım. Aklımda daha büyük bir soru; peki Devrim? Sağlıkla doğdu mu? Müdahaleye gerek kaldı mı? Ben ne zaman görürüm?

Odaya çıktığımda annem, babam bütün ailem oradaydı. Devrim’in beklenenden daha sağlıklı doğduğunu öğrendiğimde biraz daha rahatladım. O gece seni gördüm oğlum, ameliyattan dolayı iki büklümdüm ama sen öyle güzeldin ki o cam fanusun arkasında. Dokunamadım sana ama hissettim annem. Ben buradayım oğlum korkma dedim. Taburcu olacağım gün hayatımda yaşayabileceğim en kötü günlerden biri idi. Diğer odalarda şen kahkahalar, sevinç nidaları, kalabalık aileler… Ben gidiyordum ama kalbim, ruhum kalıyordu. Bundan sonra ne olacak? Devrim sağlıkla çıkabilecek mi? Komplikasyon yaşanır mı? Zihnim tüm bu sorularla bir o yana bir bu yana çekiştiriliyordu sanki ve bedenim sadece yapması gerekeni yapıyordu fütursuz. Çıkarken hastaneden ruhum çekildi sanki beynim sadece fiziksel olarak hükmediyordu bedenime. Kattan inerken baktım odalara; hem çok büyük bir keşke hem de çok büyük bir şükür ile. Keşke senin de ismin oda kapısında asılı olsaydı, biz de gelen misafirlerimize ikramlar da bulunup seni hep beraber sevip tebrikleri alsaydık. Şükür çok şükür ki hayattaydın ve iyiydin. Çok sevdiğim evime geldiğime hiç bu kadar mutsuz olacağımı tahmin etmezdim. Oysa çıkarken acaba sağlıkla gelebilecek miyim diye düşündüğüm bile olmuştu. İşte daha kucağıma bile alamadan bebeğimi anne olmuştum.

Bundan sonra bir aylık bir yoğun bakım sürecimiz başlamıştı. Gram gram büyüttük seni oğlum. Anneannenle gündüz, babanla gece geliyorduk senin yanına. Anneannen… Hakkı zaten ödenmez ama bizim için bir lütuf. Her gün benimle beraber geldi, seni görmeye giremese de kapıda dualarıyla bekledi sabırla. Aldığın gramlara beraber sevindik. Eve geldiğimde uyurdum çoğunlukla vakit çabuk geçsin de günler bitsin diye. Geceleri baban bilir beni ona sor. Kuvözde çektiğim fotoğraflarına bakıp sağlıkla geçirdiğin her güne şükrederken bir yandan da acaba korkuyor musun tek başına, yalnız hissediyor musun bizsiz, hatırlar mısın yalnız yattığın geceleri, ağladığında hemen yanına gelip sarılıyorlar mı sana diye düşünmeden edemiyor haliyle de ağlamama engel olamıyordum. O yüzdendir sor babana baş başa nasıl bekledik seni gecelerce.

Biz senin canının sağlığıyla uğraşırken bir de ‘yakınlarımızın’ meme- emme yargılarını dinliyorduk. Anne olmanın koşulu meme ya! Oysa ben seni kalbimde gram gram büyütüyordum daha kokunu bile içime çekemeden. Her gün acaba bugünü de sağlıkla geçirebilecek miyiz diye düşünürken ben, onların tek derdi senin meme emip emmemendi, kilondu, boyundu, rengindi. Bunların hiç birini unutmadım annem, unutmayacağım. Gün gelecek bu yaptıklarını yüzlerine vuracağım çünkü canım çok içeriden yandı o zamanlar oğlum.

            Her gün giderken sana aldığımız kıyafetlerden götürüyordum hepsinin büyük olacağını bile bile. En azından bizimle hisset kendini, ait hisset diye. Her şeyi düşünen anneannen prematüre kıyafetleri almıştı bile sen hastaneden çıkmadan, diğerlerinin çok büyük olduklarını görüp moralimiz bozulmasın diye. Bir akşam babanla seni görmeye geldiğimizde hemşire ablalarından biri ‘çok güzel kokuyor’ dedi senin için. Yutkundum; ‘Koklayamadım ki daha’ diyebildim.  İşte o gece seninle ilk defa kucaklaştık oğlum. Öylesine küçücüktün ki kucağıma aldığımda seni, bir cetvel kadardı boyun. Nasıl tutarsam sana zarar vermem diye düşünürken kokun geldi burnuma… Ruhuma bahar geldi, çiçekler açtı. Dünyanın hem en korkak hem de en cesur insanı gibi hissettim kendimi. Birçok kontrol, muayene ve gram gram kilo alma derken bir koca ay geçti, nasıl geçtiyse öyle işte… Anneannene, babana, telefonun diğer ucunda bizimle sevinip üzülen dedene, teyzoşuna, Bıyıklı’ya sor! Teyzen… Canımın diğer yarısı teyzen… Sen hastaneden çıktığında içimde yarım kalan şeyleri yapmak için çırpındı; evimizi süsledi, senin hediyelerini hazırladı. Bıyıklı’yla hakları ödenmez asla.


            Yoğun bakım… Daha sevimli adı ile kuvöz. Nereden tutarsan tut nasıl çıkarsan çık oradan ama aklından çıkmıyor yaşanılanlar. Steril kıyafetler, dezenfektan kokusu, aletlerin korkutucu sesi, bebeklerinin kalp atışlarını takip eden alete bakmaktan bebeğine bakmayı unutan aileler. Orada değişik bir birliktelik yaşıyorsun ailelerle; üzülüyorsun, seviniyorsun, kaygılanıyorsun. Yoğun bakımın kapısına gelip zile bastığımızda geçmek bilmezdi o saniyeler. Hele bir de işlemler nedeniyle içeri almaları gecikirse bekleyen tüm aileler sevdiklerine sarılırlardı çaresiz ve kaygıyla. Herkes de aynı kaygı ‘Benim bebeğim iyi mi acaba?’ Odadan çıkan herkesten medet umarsın ağzından senin bebeğine dair bir şey çıksın diye. Babanla kuvözün başına gelir bize o güzel gözlerini aç diye bekler, açarsan mutluluktan uçarak çıkardık odadan. Hele bir de o minicik elinle elimizi tutmuşsan. Çok zordu be oğlum çok! Şükür sonu güzel oldu, seni mümkün olanın da ötesinde sağlıkla çıkardık.



            Belki okuyan, duyan prematüre anneleri vardır diye yazıyorum; bedenlerinin yanında çok güçlü ruhu olan bir çocuğa sahip oldunuz! Sandığınızın aksine tam bir savaşçılar asla pes etmiyorlar. Zaman çok zor ilerliyor, evet yoğun bakım kapısında, kuvöz başında beklemek bazen ruhunu söküp atıyor. ‘Etraf’ en büyük eziyeti yapıyor her daim. Bunu yapmak zor bana dediklerinde de anlamsız geliyordu ama tek diyebileceğim; aldırma! Çünkü hep konuşacaklar…

            Devrim… Kalbim… Altı ay geçti doğumundan bu zamana. Bu süreçte her saniye şükretmekten başka minnetimi gösterebileceğim bir yol bulamadım. Kocaman gözlerinle bakarken, ‘seni çok seviyorum oğlum!’ demekten öte anlamlı bir şey bulamıyorum. Varlığın bize çok iyi geldi. Bu dünyada sana verebileceğim en güzel şey baban ve sevgim. Sevgim her daim sonsuz ve koşulsuz sana. Hangi yolu seçersen hep ışık olmaya çalışırım. Belki beraber kayboluruz, düşeriz kalkarız ama kalbimin kocaman yeri hep sana ait oğlum. Baban… Bu hayata getirmeye karar verdiğimizde seni o var diye her şey daha anlamlı oldu. O varken her şey hallolur, yoluna girer sen yeter ki sarıl ona. Senelerdir benim yaptığım gibi… Ömrümüz yettiğince, bütün varlığımız ve kocaman sevgimizle, kalbimizle yanındayız her daim oğlum. Sen hayatını sağlığınla ve gönlünce yaşa!
                                                                                                
                                                                                                    Nazlı...

1 Eylül 2018 Cumartesi

Robalı Ceket




Herkese merhaba,

'Herkes' diyorum da herkes var mı onu da bilmiyorum hoş. Okuyan var mı, gören, duyan, bilen hiçbir fikrim yok. Biraz şizofrenik bir giriş oluyor tabi hal böyle olunca ama yine de merhaba herkes!
En son yazdığımın ardından daha eğlenceli yazı yazarım diye ümit ediyordum oysa ancak yine bir hayli can sıkıcı bir yazı var kafamda.

Ben çok eğlenceli bir çocukluk geçirdim çok şükür. Belki şu an 'ben' olan her şeyi o zamanlara borçluyum. Annem, babam, anneannem, dedem herkes vardı etrafımda. Annem çalıştığından dolayı bebeklikten beri anneannem baktı bana ama ne bakmak :) Sabahları bırakırlardı, annem işten gelene kadar beraber dururduk hep anneannemle. Bazen evde otururduk, bazen gezerdik bazen de günlere giderdik beraber. Öyle güzel baktı öyle güzel eğitti ki beni sanki üçüncü çocuğuymuşum gibi kolladı hep. Dedem de keza aynı şekilde. Çok minnettarım onlara her konuda. 

Öte yandan ben onların hep tanışma hikayelerini dinlemeyi severdim. Dedem, asker emeklisi idi 60'lı yıllarda Erzincan'da görev yapıyorken tanışmış anneannemle. Anneannem de o sıralarda orada yaşayan abisini görmeye gitmiş. O zamanların açık hava sinemasına gitmiş o gece ikisi de. Anneannem, dedemi ilk gördüğünde üzerinde 'robalı ceketi' olduğundan, salondaki herkesten farklı olduğundan ve ilk gördüğünde 'gözüne kestirdiğinden' :) bahseder dururdu. Dedem de tabi boş durmamış. Gel zaman git zaman anneannem misafir olarak gittiği Erzincan'da gelin olarak kalmış hatta annem de orada doğmuş. Eski zaman aşkı tam anlamıyla. Her koşulda çok sevmişler birbirlerini. Belki bu yüzdendir anneannem dedemin gidişine hiç alışamadı, çok ağır geldi ona, kabullenemedi. Biz ne kadar pamuklara sarmalasak, onun yokluğunu hissettirmemeye çalışsak da dört bir koldan yapamadık, başaramadık. Onu, dedemin yokluğuna alıştıramadık. 

Bu yüzdendir belki sadece üç yıl dayanabildi. Tam dedemin üçüncü yılında aniden kavuştu 'robalı ceket'lisine yirmi gün önce. Ve biz dedemin ardından onu da kaybettik. Ben de çocukluğumu kaybettim. Annem ile dayım şimdi büyürken aslında ben de büyüyorum O'nun gidişi ile. Her gün ama istinasız her gün yaşadıklarımız aklımda; çocukluğum, okul yıllarım bütün paylaşımlarımız. Ne zaman alışırım bilmiyorum ama çabalıyorum. Beraber yapabildiklerimizle avunmaya, iyi ki demeye çalışıyorum. Bizimle sevinir bizimle üzülürken ve her birimizin üzerine titrerken o, şimdi dik durmaya çalışarak aslında üzmemeye çalışıyorum onu. Biliyorum o, dedemle beraber daha mutlu şimdi çünkü onsuz dünyayı hiç sevmedi, çok ağır geldi ona, mutsuz oldu aslında. 

Ben, onun bana çocukken el bebek gül bebek baktığı gibi aynı şekilde baktım ona, temizliği çok sevdiğinden mis gibi olduğundan emin olduktan sonra öpüp koklayarak vedalaştım onunla. Şimdi hepimiz, tüm ailemiz dedemin emanetini ona teslim ettikten sonra toparlanmaya çalışıyoruz yavaştan. Hepimiz birbirimizin gözüne bakıyoruz, birimiz 'hadi' diyor arkasından gitmeye, gülmeye, belki ağlamaya, yemeye, içmeye çalışıyoruz. 

Çok mutluyuz öte yandan dedem de olduğu gibi anneannemin ardından da birçok seveniyle beraber yaşatıyoruz anısını. İyi ki hayatımın merkezindeydiniz. İyi ki sizin gibi anneannem ve dedem vardı, vardı da hepimizin arkasında dağ gibi durdunuz. Hasan'cım Sevoş'a iyi bakacağını biliyorum. Bilirsin 'latife'lerine çabuk kızar, kızdırıp üzme emi! Ve hep olduğu gibi gittiğiniz yerden de koruyup kollayın, yakınlarımızda bir yerlerimizde olun zira biz çok büyüyemedik hala. 

Hasan'cığıma hep dediğim gibi; Sevoş'cum gittiğin yerden beni duyuyorsan eğer -ki ben buna çok inanıyorum- seni çok seviyorum ve de özlüyorum. Birbirinize iyi bakın! 

Sevgiler, 
Nazlı. 

19 Mayıs 2018 Cumartesi

Mahrem Matem



Herkese merhaba yeniden,

Evet evet yanlış görmediniz blogun ismini değiştirdim. Yaratıcı hediye fikirlerimiz oldu mu elbet paylaşacağım ancak biraz daha yazmak zamanı gibi şimdi. Bu sebeple yazan aynı, yazılanlar biraz farklı olacak bundan sonra. Belki yine severek okuyanlarınız olur aranızda. Aklıma takılan, sorguladığım ya da sadece iyi, kötü yazmak istediğim her konuyu paylaşma niyetimdeyim Yazıp somutlaştırıp okuyunca daha kolay anlaşılıyor, çözüm yolu bulunuyor ya da kabullenilebiliyor bazı şeyler. Yazmayı seviyorum aslında okumak gibi. Ortaokulda şahane bir öğretmenim vardı okumayı sevdiren, sadece bilgi öğreten değil duruşu ve ahlakı ile örnek olan; Banu Hoca :) ( Hocam yazıyı okursanız yoruma kalp atın :) ) 

Gelelim konuya; 'Mahrem Matem'. Benim için çok kıymetli bir konu aslında ancak toplumda oturtamadığım çok noktası var, belki de sırf bu yüzden yazmak istedim. Mahrem matem dememin sebebi şu aslında; mahremiyete, gizliliğe çok fazla önem veren bir toplum olmamıza rağmen nasıl oluyor da matem dahil bir çok mahrem konuya bu kadar burnumuzu sokma, fikir beyan etme, üzerine konuşma hakkı buluyoruz? Asıl sorduğum bu, nereden geliyor bu cesaret? Birçok konudan bahsedebiliriz bu noktada sadece matem değil elbet; doğum, hayatı yaşayış tarzı, cinsel eğilimler, çocuk yapma/yapmama kararı gibi. Matemden konuya girme nedenim ise yakın zamanda hem deneyimlediğim hem de tanık olduğum bir durum olması. 

Eylül 2015'de dedemi kaybettim, dünyamı kaybettim belki de. Herkes gider de o kalır gibi gelirdi hep. Hayat bize onun yokluğunu deneyimlememiz için süre de vermişti oysa ama buna nasıl alışır? Çok garipti; hem bir yandan dünyevi ihtiyaçlarına devam ediyorsun hem de için hep acı dolu. Bundan da müthiş bir suçluluk duyuyorsun. O kadar şanslıyım ki muhteşem bir dedeye sahibim. O sadece bayramda el öpüp harçlık aldığım aile büyüğü değil o benim hayatımın merkezindeydi. Her konuda eli üzerimizdeydi hep. Tecrübe etmek istediğim her şeyi ilk onunla yaşamıştık. 

Dedem vefat ettiğinde - bu üç kelimeyi bile yan yana yazmak hala garip geliyor bana - 74 yaşındaydı. Bazılarına göre yaşadığı kadar yaşamış ölme zamanı gelmişti. İşte tam da bu noktada 'şafak atıyordu' bende. İnsanlar matemin mahremini kavrayamayacak kadar cahiller miydi yoksa işgüzarlar mı yoksa kaybetmiş birine bunları söyleyecek kadar sadist duygulara mı sahiplerdi. Belki de hepsi. Onu kaybettiğimiz zor günlerde çoğu insan şunu dedi bana 'Yaşlıymış, Allah sıralı ölüm versin kızım!' Ben de hep 'keşke yaşlı olan dedemin yerine sen ölseydin!' dedim yalan yok. Şiddet eğilimim tetiklendi hep. Kaybedilmiş kişi ister 7 olsun ister 77 kaybeden kişinin canı bunu unutmayın. Tamam belki bir noktaya kadar kabul edilebilir genç ya da çocuk yaşta ölümler daha yıkıcı, can sıkıcı olabilir ama bunu dillendirmek tam bir gaddarlık. Orada canından bir parçayı bırakan insana bu denmemeli. Sadece sabır dilemeyi, yanında olduğunu hissettirmeyi, söylemeyi öğrenmemiz lazım. 

Geçen günlerde de benzer bir duruma tanık oldum. Kendi yaşadıklarım, hissettiklerim gelince aklıma duramadım, susamadım. Çok sevdiğim bir ablam annesini kaybetti. Defin sırasında kendini gerçekten bilmediklerini düşündüğüm iki üç kadın, din adamı gibi fetva vermeye başladı. Yok efendim defnedilirken neden şunlar bunlar yapılıyormuş, niye onlar konuyormuş falan filan. Üstelik bunu en acı anda, defnedilirken kaybı yaşayan kişinin tam arkasında konuşuyorlar. Anne kaybı bu ne ile ölçülebilir ya da hangi teselli azaltabilir bunu. Acının en derinini yaşarken insan bir de bu saçmalıklara neden maruz kalmak zorunda kalır anlamış değilim. Neyse dayanamadım, artık biraz susmaları ve saygı duymaları gerektiğini yüksek sesle dile getirmek zorunda kaldım. Kadınlardan biri yaptığından utanıp kendine gelmesi gerekirken bir de üzerine iyi ki küçük olduğumu yoksa çok başka davranacağına dair ahkam kesmeye başladı. Neyse ki kafası yerine az sonra geldi de sesini kesip kenara çekildi. 

Bir diğer beyin yakan konuda şu; kadınlar camiye giremez, cenazenin yanında duramaz, kıyafeti zaten uygun olmalı - ki cenazeye gelmiş aklı başında kişi ne giymiş olabilir, hele kendi kaybı ise - diyen cahil bir kesim var ki akıllara zarar. Bir de bunlarla uğraşılır itina ile. Canın ta içerilerden yanarken bunlara laf anlatmaya çalışırsın zor da olsa. 

İşte bunları yapıyoruz birbirimize. Halbuki sadece baş sağlığı ve sabır dilemek, yardım istediği konularda, yardım istediği ölçüde destek olmak, sadece sessizce yanında olmak, sarılmak daha kolay inanın. Zaten ruhen çökmüş ve önünde alışması gereken zorlu bir kayıp varken bir de sizinle uğraşmasın. Yok ben çenemi tutamam illa birkaç laf ederim dayanamam, kendimi biliyorum diyorsanız da uzak durun, uzakta durun. Belki kendinizce acıyı hafiflettiğinizi zannediyorsunuz ama olmuyor inanın. Matem mahrem kalmalıdır. İnsan kendi başına, kendi içinde yaşar çoğu zaman. Etrafı kalabalık bile olsa zihni ile baş başadır, süreci kabul etmeye çalışır. Destek olun, köstek değil. Hiç olmuyorsa da zorlamayın, kendinize gelip uzak durun. 

İşte öyle. Bu konu biraz karamsar oldu belki ama ne demişler 'it's the real' :) Daha sevimli konularda yakında görüşürüz elbet.
Sevgiler. 
Nazlı 

20 Eylül 2017 Çarşamba

Doğum Günü Çocuğu :)




Herkese merhaba uzun bir aradan sonra :) 

Şunu fark ettim ki sanırım bloga yazmam için aşırı çılgın bir hediye örneği ya da benim için önemli bir olayın vuku bulması gerekiyor. Evet bu blog işini kıvıramıyorum belki ama yazmak güzel, sırf bu duygu için bile yazılabilir. Günlük tutmak gibi bir şey olduğundan ruhsal olarak da rahatlatıcı herhalde - bknz: mesleki deformasyon :) - E haklı olarak diyeceksiniz ki hayırdır şimdi ne oldu da yazasın geldi. 

Hemen anlatayım;
Yakınlarım bilir Eylül ayı benim için karmaşık ve zıt duyguları barındıran bir ay. Bütünüyle kucaklamakta buldum, böylelikle üstesinden gelebildim belki de. Neyse bunları belki bir ara paylaşırım, geleyim bugünün yazma sebebine; benim canım Ramço'mun doğum günü bugün :) E yazmak için daha güzel bir sebep olabilir mi ? Aslında Ramazan da ben de yazdıklarımızı ya da hissettiklerimizi birbirimizle paylaşırız yalnızca.  Bu sene bir değişiklik olsun istedim ve kalemimin yettiğince anlatmak istedim onu size. 

2012 yılında tanıştık biz. İlk gördüğümde onu; üzerinde mavi bir kazak, lacivert bir pantolon, koyu lacivert rengine yakın bir ayakkabı vardı. Bir elinin parmağı da sarılı idi - sonradan öğrendim ki,  çok sonra tabii; kesmiş  :) - İlk gördüğümde hissettiklerimi ifade edebilmem güç aslında, farklı bir şeyler olduğunu söyleyebilirim sadece. Artık bunu, hep onu görme isteği olarak mı yada kalbin çılgınca çarpması olarak mı nasıl somutlaştırırsınız bilmem. Kısacası o günden bugünün hayalini kurmuştum. O sebeple ona karşı hissettiklerimi ifade etmekten hiç geri durmadım. Tabiki kolay olmadı ama hissettiğim yoğunluğu kaybetmeyi göze alamazdım. Hayatımın bu noktasında paylaşılacak çok detay var aslında özetle 2012'den beri tanışıyoruz Ramazan'la. Son iki yıldır da evliyiz. Ramazanla evli olmak dünyada yaptığım en iyi şey. Evet belki iddialı ama net olarak böyle! O benim başıma gelmiş en güzel şey ya da ailemle beraber hayatın bana tanıdığı en büyük ayrıcalık. 

Bugün bu güzel adamın doğum günü. Kayınvalidemin bana yapabileceği en büyük iyilik :) Ramazan, çok güzel adam tanıyan herkesin bunu okurken benimle hemfikir olacağına eminim. Çok da güzel seven adam; vicdanlı, sabırlı, pamuk kalpli. Belki okuyanlardan bazıları ne övmüş kocasını ya da ne koca meraklısıymış arkadaş diyebilir :) Tek cevabım; Evet! kocamın çok meraklısıyım ve evet ömrümün sonuna kadar da yaptıklarından hem gurur duyacağım hem de onu öveceğim :)

Canımın içi benle oturur gözleri dolar, benle güler, eğlenir. Uykum geldiğinde en pis halimi bir tek o çeker :) Öğretmenlerin de en tatlısıdır, öğrencileri için özel bir yeri vardır. Ramazan'ı kızdırmak çok zordur hatta kolay kolay kızmaz. Kızarsa da tepki göstermez sessiz kalır ama öyle bir sessiz kalır ki anlarsın ne demek istediğini. Sevgisini öyle güzel gösterir ki sıcacık olur kalbim kalbine dokununca. Kokusu tüm ömrüme bedel. Bir sarılınca dünyam durur, tüm dertlerimi unuturum. O var diye hayatımda tüm problemlerim elbet çözüm bulur. Engel olamadığımız, kontrolümüz dışında gerçekleşen tüm olaylara da beraber göğüs gereriz. Hiçbir şey yapamasak da sarılır geçmesini bekleriz o dönemlerin. Sabırlıdır, ince düşünceli ve sakindir Ramazan. Fevri çıkışları, davranışları yoktur. Gelen olayları sakinliği ve mantığı ile karşılar ve elbet çözüm bulur. O, benim sivri köşelerimi törpülememe yardımcı oldu, beni sakinleştirdi. Ben, onun hep farklı bir zamana, döneme ait olduğunu düşünürüm. Şimdiye ait olamayacak kadar farklı bir yapısı vardır çünkü. Kimseyi kolay kolay kırmaz, mantık çerçevesinde yapabileceklerini hep yapar başkaları için. 

Sabahları uyanmakta zorlanır, bazen de beni bu konuda zorlar :) Uyandırmaktan bıkmayacağım seni! Sen ömrümüzün sonuna kadar hep uyumak iste, sabahları zor kalk ben de hep seni uyandırırken zorlanayım. Kirpikleri de çok güzeldir mesela uzun uzun. Sırf onları görmek için bile saatlerce bakarım yüzüne. Göğsü dünyanın rahat yeridir benim için. Onunla uyuduğuma şükrettiğim gecelerim, uyandığıma şükrettiğim sabahlarım var. Ve ben onunla geçirdiğim her an için şükretmekten hiç bıkmayacağım. 

Ve doğum günün kutlu olsun sevgilim. Güzel kalbine, zekana ve karakterine yakışır çok güzel bir hayatın olsun benimle beraber :) Seni anlatmama değil burası bir ömür yetmez. Senin de hep dediğin gibi; yazmaktan çok yaşamak lazım birbirimizi. Umarım seni doya doya yaşayacağım, birbirimize hep sarılacağımız güzel ve uzun yıllarımız olur. 

Yazıyı şu -şarkı- ile bitiriyorum :) 

Seni somutlaştıramayacağım kadar çok seviyorum, doğum günün kutlu olsun canım sevgilim!

Nazlış :)














15 Şubat 2017 Çarşamba

Evdeki değişim dönüşüm :)



Herkese merhabalar :)

İlk başlarda blogu açmamızdaki amaç birbirimize yaptığımız hediyeleri paylaşmak -tamam itiraf ediyorum daha çok Ramazan'ın yaptığı hediyeleri- sizlere biraz olsun fikir verebilmekti. Zamanla sanki konu edindiğimiz şeyler gelişti biraz da değişti. Ama bu hoşuma giden bir durum o an aklıma ne paylaşmak geliyorsa onu yapıyorum. Mesela bugün sizle mutfağımın değişim sürecini paylaşmak istedim. Amaan ne varmış kırıp döküp yıktın mı yepyeni mutfak olur bunu paylaşmaya da ne gerek  var demeyin :) Tam da bunları yapmadan yapabileceğiniz şahane değişimler var. 

Biz kiracı olduğumuzdan dolayı kırıp dökme işleri hiç bize göre değildi. Ancak mutfağımın görüntüsünden çok da memnun değildim. Ne yapabilirim nasıl değiştirebilirim diye düşünürken intagramdaki "renklendirhayatini" hesabıyla karşılaştım. Biraz takip edip araştırdıktan sonra tam da istediğim, düşündüğüm şeyi bulduğuma karar verdim ve eşimle bu işi konuşup nasıl yapabiliriz diye düşünmeye başladım. Hesaba göz atarsınız zaten ayrıntıları ile görürsünüz folyo ile dolapları, masaları, tezgahları vb. şeyleri kaplayarak eski eşyalara yepyeni bir görünüm kazandırabiliyorsunuz. 

Folyo denilince insanların aklına kaliteli olmayan, hemen yırtılabilecek veya özellikle mutfakta kullanım için elverişli olmayan bir şey gibi geliyor ancak emin olun hiç de öyle bir şey değil. Kendi mutfağım için istediğim renk parlak beyazdı. Ha bu arada başta eşim de şüphe ile yaklaştı bir de internet alışverişi olunca tedirginlik iki kat arttı tabi. Bu sebeple öncesinde belli başlı yerleri gezdik hatta bir ara kapaklarımızı falan değiştirmeyi belki de boyatmayı düşündük ancak inanılmaz astronomik rakamlar çıkarıldı önümüze. Biz de gözümüzü karartıp girdik bu işe. Hesapladık, ölçüp biçtik ve "renklendirhayatini" hesabının sahibi hanımefendi ile iletişime geçtik. Mutfağımıza yeteceğini düşündüğümüz miktarda siparişimizi verdik. 

Bu arada mutfağımın ilk hali bu şekilde idi;











Siparişimiz yanlış hatırlamıyorsam iki gün gibi kısa bir sürede elimizdeydi ve gayet özenli paketlenmişti.  Siparişi verirken en büyük çekincelerimden biri uygulama aşaması idi. Tamam kabul ediyorum uygulama noktası öyle çook kolay falan değil ama inanın zor da değil. Tabiki özen göstermek, dikkatli çalışmak gerekiyor. Eşim, kardeşim ve ben üç kişi bu işin üstesinden kolayca geldik. Özenli olması için dolap kapaklarını ve çekmeceleri tek tek çıkarıp hepsini tek tek kapladıktan sonra yerlerine tekrar monteledik. Birçok yöntem var bu işi yapabilmek için zaten dediğim instagram hesabında da  -"renklendirhayatini" - ayrıntılı olarak nasıl kaplanabileceği gösteriliyor. 

Biz kendimizce şöyle bir yöntem bulduk; söktüğümüz çekmece ya da kapağı temiz bir masaya koyduk. Ölçüp biçtikten sonra folyoyu ölçülere göre kestik ve kestiğimiz folyonun arkasındaki yapışkan kısmı çıkardık. İki kişi karşılıklı folyoyu tutarken diğerimiz elinde temiz bir bezle bekledi :) Karşılıklı olarak folyoyu dolap kapağı ya da çekmecenin üzerine koyarken bir taraftan da temiz bir bezle hava kabarcığı kalmaması için üzerinden siler gibi geçtik. Arada başarısız olduğumuz ve hava kabarcığı bıraktığımız zamanlar tabi oldu ama yavaşça folyo yapışkanını tekrar çıkarıp tekrar yapıştırabiliyorsunuz bu da durumun en önemli artılarından biri. Tez canlı olduğumuzdan dolayı sanırım, bir an önce bitsin istedik ve akşamları başlayarak gece yarılarına kadar kaplama çalışmalarımız neticesinde iki gün gibi kısa bir sürede mutfağımızın aklınıza gelebilecek her yerini kapladık. Süpürgelikler, aralardaki boşluklar, dolapların yanları vs aklınıza gelebilecek her yer. 

Şöyle soru işaretleri olabilir; Silince bozulmuyor mu? - Hayır bozulmuyor. Benim dolaplarım koyu renk beyaz istiyorum ama alttan rengi gözükür mü? - Hayır gözükmüyor çünkü beyaz dahi olsa her folyonun arkası gri renk dolayısıyla hangi renk ise kapladığınız o renk gözüküyor alttan herhangi bir renk gözükmüyor. Kenarlardan, köşelerden yırtılmalar olmuyor mu?  -Hayır olmuyor zannettiğiniz kadar basit ve ince bir yapısı yok. En azından benim aklımda bu tip sorular vardı hiçbiri başıma gelmedi şimdiye kadar, ki yaklaşık 8 aydır kullanıyorum. 

Gelelim mutfağımın yeni haline; Ta taaaam!


İşte mutfağımın yeni hali : )

Çok memnun kalmamın en önemli nedenleri;
- Çok çok ekonomik bir maliyeti oldu bize, böylesine bir değişim için 200 -250 TL civarı bir rakam ödedik yanlış hatırlamıyorsam.
- Kiracılar için oldukça kullanışlı bir yöntem çünkü gerekli hallerde söküldüğü zaman alttaki zemine zarar vermiyor tabi zemin bozuk, dökük değilse hoş böyle bir durumda uygulamada da sıkıntı yaşarsınız zaten.
(Biz bunu yaparken ev sahibimizden izin aldık, sonradan problem çıkmaması için şiddetle önerilir:) )

Son olarak bizim salon ve mutfak bir arada bu sebeple hem mutfağı salondan ayırmak hem de mutfağın yeni havasına başka bir atmosfer katmak için iki tarafın ayrım yerine bir dolap almak istedik zaten dolaplarım da yetersiz gelebiliyordu. Ikea' ya gittik ve ne yapabiliriz diye düşündük oradaki görevli arkadaşın da yardımı ile aslında TV ünitesi olan parça dolapları bir araya getirip üst üste koyup yeni bir dolap yaptık. O da şu şekilde tabiki rengi parlak beyaz :) 


Üstü iki çekmece, altta kalan iki kısım dolap. Bu dolap ve mutfağımın yeni hali oldukça uyum sağladı ve tam da istediğim gibi oldu. 

Benim mutfağımın değişim ve dönüşümü bu şekilde oldu, uygulamadan da üründen de çok çok memnun kaldım bu sebeple aklınızda böyle bir düşünce var ise eğer instagramdan "renklendirhayatini" sayfasını takip edin ve ürünlerini mutlaka inceleyin. 


Sevgiyle
Nazlı :) 



23 Ocak 2017 Pazartesi

The Görümce : )




Herkese merhaba : )

Buralarda olmayalı epey oldu, çok oldu, çok fazla oldu ama epey fazla oldu :) İş, güç koşturma derken ihmal ettik biraz blogu affola! Ancak her gün yazmak zorunda olarak yazmaktansa yazılmaya değer şeyler olduğunda ya da sadece keyfimiz istediğinde yazmak en mantıklısı geliyor her zaman. 

Bu arada Ramazan'ın hesabından yazıyorum yazının üslup tarzından da anlayabileceğiniz gibi çünkü giriş mail adresimi ve şifremi unutmuşum girmeye girmeye : ) 

Neyse gelelim bunca zaman sonra bloga yazı yazdıran olaya; canikom görümcem nişanlanıyooooor! 
Görümce demek adettendir, halk arasındaki sıfatı odur diye bunu kullandım ancak benim canım Emine'm Ramazan'dan bağımsız benim ablamdır :) Biz birbirimizi sıfatlarımızdan bağımsız seviyoruz. 


Yeri gelmişken diyim ''Görümce'' filmine gitmek istedik ablamla ancak aramızda yollar, şehirler vardı olduramadık :) 

Benim tatlişkom yoluna çift olarak devam etmeye karar verdikten sonra kendi çapımızda bir takım çalışmalarımız, hazırlıklarımız oldu. Elbise, ayakkabı şu bu derken detayları atlamamak gerek diye düşündüm ve kendi çapımda ufak bir sürpriz hazırlamak istedim. Hem ablam hem de Turkut abim (the damat adayı) briç oynayan insanlar -ki zerrece anlamayan bir insan olarak sonuna kadar saygı duyuyorum- İstedim ki ikisinin ortak noktası olan bir hatıra olsun. Ufak bir araştırma neticesinde şöyle bir şeye karar verdim; - bu fotoğraftakiler keçeden yapılmış- 


Ben bu keçeleri kurabiyeye çevirmek istedim hem tatlı hem anlamlı bir hatıra olur diye düşündüm. Daha önce hiç bu tarz işlere girişimim ve bu olaylarda deneyimim olmadığından işe ilk olarak tarif ve malzeme bulmaya çalışmakla başladım. Kadıköy Coşan Pastacılık süper hiper bir numara bir yer malzemelerimi oradan temin ettim - ki en büyük korkum maça, sinek, kupa ve karo kurabiye kalıplarını bulamamaktı, onları da oradan bulup aldıktan sonra hafta sonu işe koyuldum. Daha doğrusu koyulduk çünkü canım kardeşim Nazo'm olmasa, mümkünsüz bu iş başarıya ulaşmazdı. 

Kurabiyelerimizi internetten bulduğum bir tarife göre kare kalıp kullanarak yaptık. Onlar soğuyup kendilerini toparlayana kadar yeşil şeker hamurunu hazırladık. Aldığımda yeşilin tonu biraz açık renkti, gıda boyası ekleyerek rengi istediğim koyuluğa getirdik. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; gıda boyası boyuyor arkadaşlar :) Benimki bir de yeşil olduğundan ortalarda biraz 'Shrek' gibi gezme korkusu taşıdım ama boyayı çıkarmam çok zor olmadı. Velhasıl kurabiyelerimizi kare kalıpla şekillendirip pişirdikten sonra yeşil şeker hamurumuzu da kare kalıpla şekillendirip şekerli, ballı yada reçelli su olarak hazırladığımız karışım sayesinde kurabiyelerimizin üzerine yapıştırdık. Acemi olduğumuzdan dolayı kullanılan kalıp aynı olmasına rağmen kurabiye ve şeker hamurunun boyutları bazen tutmadı; oradan çekele buradan itele derken oldurduk bir şeyler. Son aşama yine kullandığımız şekerli su karışımının yardımı ile maça, sinek, karo ve kupa kalıpları kullanılarak kırmızı ve siyah hamurları şekillendirdik ve kurabiyelerin üzerilerine yapıştırdık. 


İşte sonuçta ortaya böyle bir şeyler çıktı. Şeker hamurlarının yapışması ve kuruması için soğuk bir yerde bir süre beklettikten sonra iş son aşamaya geldi; süsleme :) Süsleme için yukarıda bahsettiğim pastacıdan şeffaf poşet ve kurdele almıştım. Şu şekilde süsledik;



 İşte kurabiyelerimiz böylelikle tamamlandı :) Son bir rötuşu kaldı; isimlerinin ve nişan tarihinin yazılı olduğu kağıtları kurabiyelere zımbalamak. Onu da yarın tamamlayarak sunumu hazır hale getireceğim.

Sonuç olarak tek bir şey öğrendik yardımını esirgemeyen canımın içi kardeşim Nazo'mla; bu iş zor arkadaş, bu işi yapan insanların kazandıkları helal valla! Cidden zor, ince iş ve aşırı titizlik gerektiriyor bir de beceri tabi. Neyse biz ortaya bir şeyler çıkarmaya çalıştık, 'the görümcem' çok beğendi, sevindi bundan sebep mutluyuz a dostlar!



Not: Özellikle kurabiye tarifi vs gibi şeyler paylaşmadım şefler tariflerini paylaşmaz çünkü :)
Şaka ya şaka ne tarifi nerede ben de o beceri. İnternetten alıntı olduğundan kendi kurabiye tarifim gibi paylaşasım gelmedi zaten aratırsanız bir çok tarif bulabilirsiniz.


Herkese iyi akşamlar :)
Sevgiyle Nazlı


Okuduktan sonra rica ediyorum izleyin, izlettirin : )) https://www.youtube.com/watch?v=mSnQplnnkwg









1 Ağustos 2016 Pazartesi

Yazıyooor, yazıyoooorr : )



Bu postu okurken tavsiye edilen - şarkı -


Ufak bir yoğunluktan sonra yeni yazı ile herkese yeniden kocaman merhaba :) 
Bugün sizlerle, aldığım -eşimin yaptığı- en güzel hediyelerden birini paylaşma niyetindeyim. Hepsi benim için oldukça kıymetli ancak bunun yeri bir farklı zannedersem içerisinde bir çok hatıramızı barındığından dolayı. Başlıktan da tahmin edebileceğiniz gibi bu hediye bir gazete, bizim gazetemiz :)
Eşim bu hediyeyi hazırlarken bizim tatlış ablamız Emine ablamdan ve arkadaşlarımızın birkaçından yardım almış, hepsine tekrar tekrar kocaman teşekkürler :) 

İlk iş olarak işe gazetemizin başlığından, isminden bahsetmek istiyorum. Başlığımız bizim için önemli eşimin yaptığı ambiagram - sunulduğu şekliyle okunduğu gibi tam tersine çevrildiğinde de okunabilen grafiksel figürler - Gazete başlığımıza düz bakınca eşimin adı ve soyadı, tersten bakınca benim adım ve soyadım okunuyor. Bize göre gazete için bundan daha anlamlı bir başlık olamazdı :) 



                                  

Gelelim içindeki haberlere, köşe yazılarına, burç köşelerine : ) Orjinal bir gazetede olan haberlerden esinlenerek kendi hikayelerimizden de yola çıkarak oluşturduk gazetemizi. Daha doğrusu eşim oluşturdu :) İçeriği oluştururken çok sevdiğimiz arkadaşlarımızdan katkısı olmak isteyenler de yazıları ile şenlendirdi gazetemizi.  


         

Film köşesinden, burç yorumlarına, iddaa köşesinden hava durumuna, seçim tahmin köşesinden, yazar köşesine - ki burada can ciğer kuzu sarmamız Mehmet Köşk'ün değerli yazısından faydalandık - tam bir gazete formatındaydı. Sıra geldi baskı ve tasarım aşamasına. Bu tarz konularda biraz şanslıyız ailecek çünkü gazeteci bir ablamız var. Daha önceki yazılarda da geçmişti adı sevgili, tatlım ablam Emine'm :) çok sağlam bir gazeteci, tüm işi sayfa tasarımı ve baskısı. Eşim de bu konuda ablamızın desteğini çokca almış :) Haberler tek tek toplandıktan sonra tasarım aşamasında sayfaların düzenleri konusunda bize oldukça yardımcı olmuş tatlım ablam. Kısacası tasarım işi de tamamlandıktan sonra - ki bu aslında başlı başına bir iş - sıra da son basamak baskı aşaması kaldı. Baskı aşamasını da ozalitçi yardımı ile 300 gr. Bristol kağıdına - kalın ve dokulu bir kağıt, basım ve bu tarz işler için oldukça kullanışlı - yaptırdıktan sonra gazete son şeklini almış bulunmaktadır. 


Ta daaam gazetemiz sonunda bitiyor : ) Benim için de eşim için de hatıra anlamında çok keyifli bir hediye oldu. Aslında malzemeler oldukça basit biraz birikmiş hatıra, tasarım ve baskı konusunda destek alınabilecek kişiler, yerler. Umarım beğendiğiniz bir hediye paylaşımı olmuştur, zamanın birinde siz de sevdiğiniz insanlarla bu tarz hediyeler paylaşır bizim kulaklarımızı da çınlatırsınız : )

Dipnot: Yorumlarınız bizim için oldukça kıymetli, eğer bir yerlerde bu yazıyı okuyan varsa yorumlarınızı bekliyoruz hadi bakalım :) 

Sevgiler. 











26 Temmuz 2016 Salı

Nişan Hediyesi


Bu postu okurken tavsiye edilen -şarkı-

Merhaba!

Bu akşam sizlerle bizim için paylaşılması çok anlamlı ve heyecanlı bir hediye örneğini paylaşmak istiyorum. Dedim madem blogumuzun konsepti hediye tasarlama, birilerine verebileceğimiz hediyeleri paylaşma hayatımızın en güzel günlerinden birinde sevdiğimiz insanlara verdiğimiz hediyeyi de paylaşabiliriz. Yaklaşık iki sene önce 16 Ağustos 2014'te nişanlandık biz. Her detayıyla ilgilenmeyi istediğimiz ve elimizden geldiğince de bunu başardığımız, sevdiklerimizin katılımıyla daha da güzelleşen bir nişan gecesi yaşadık. Bu gece de gelen konuklarımıza bizden bir hatıra bırakmak istedik ve neler yapabileceğimiz düşündük. Renk tercihi olarak mor, gri, siyah ve pembeyi bir arada kullanmayı çok sevdiğimden ufak detaylar dahil - pastadan, bardak süslerine kadar- o renkleri seçtik. 

Neler yapabileceğimiz konusunda internetten oldukça yoğun bir araştırma yaptık. O zamanlar çok popüler olan butik kurabiyeler ilgimizi çekti ve başladık nereden yaptırabiliriz diye araştırmaya. Literatürde ''görümce'' sıfatı olmasına rağmen hiçbir zaman adını böyle anmadığım benim bir tanecik minnoşum Emine ablamın yakın bir arkadaşı Eda Hanım, maharetli ellerinden -kendisine Facebook'tan ''Eva Butik Pasta ve Kurabiye'' adresinden ulaşabilirsiniz- şahane butik kurabiyeler yaptı bizim için.

      

Dediğim gibi ben gri, mor, pembe ve siyahı çok yakıştırıyorum. Tatlı kurabiyelerimizde de bu detayı atlamadık ve üzerlerine de nişan tarihimizin yazdırarak son şeklini verdik. Eda Hanım'a tekrar teşekkürler görüntüleri kadar tatları da enfesti kurabiyelerimizin. Bu hediyemizin birinci aşaması idi. 

İkinci aşamasında; yine zamanımızın popüler hediye örnekleri lokum kavanozları :) İnternetten araştırdığımda aslında epey ucuza mal edeceğimiz bu kavanozların epey pahalı bir şekilde satıldığını gördüm. Bu sebeple dedim ver elini Eminönü : ) Öncelikle Eminönü'nde Şark Han'ı -bilenler bilir, bilmeyenler de sorarak çok rahat bulabilir çünkü bu tarz hazırlıkların en uygun mekanlarından birisi- ziyaret ettik. 100 tane kavanoz almayı planladığımız için biraz da pazarlık yaparak tanesini 50 kuruştan çok uygun bir fiyata aldık. Ancak ufak bir not Eminönü özellikle hafta sonları aşırı kalabalık oluyor ve torbalardaki minik cam kavanozları taşımak zor olabiliyor. Bunun için yanımızda sırt çantası taşıdık biz ve kavanozlarımızı içine doldurduk böylece daha rahat bir taşıma sağladık. Kavanozlarımızın kapaklarına internetten tasarımını kendimizin seçtiği etiketlerden yapıştırdık; üzerinde isimlerimiz ve nişan tarihi yazıyordu. Bu etiketleri sticker kağıdına bastırdık ki kapaklara yapıştırması kolay olsun diye. Bu aşamayı da geçtikten sonra içini doldurmak için yaklaşık bir kilo kadar renkli lokumlardan aldık. Son bir detay kavanozlarımızı süslemek için pembe ince bir kurdele kullandık. Kavanozların tanesi 60-70 kuruş gibi bir fiyata denk geldi ki bu internette satılanlara göre oldukça uygun bir fiyat. 

İşte minik kavanozlarımız;

 


İşte sıra hediyemizin son aşamasına geldi. Bu iki tatlış hediyeleri yani lokum kavanozları ile kurabiyelerimizi ayrı ayrı vermek istemedik misafirlerimize. Başladık tatlı bir kutu arayışına. Yani yine yeni yeniden düştük Eminönü yollarına :) Ancak bu sefer adres, iz bilmeden tamamen iç güdüsel olarak dolaştık durduk. Neyse ki şansımız yaver gitti ve çok şahane bir dükkan olan ''Boxcity''i keşfettik - kendi isimleri ile Facebook hesapları var bakmak isteyenler için- 100 tane yapılmamış halde kutu ve kutuyu süslemek için kurdele, fiyonk ve keçeden uğur böceği süsü aldık. Yanlış hatırlamıyorsam hepsine 100-110 lira gibi bir ücret ödedik. Katlanmış halde aldığımız kutularımızın hepsini tek tek evde kendimiz düzenledik, kurdele, fiyonk ve keçe süsünü sıcak silikon yardımı ile yaptığımız kutunun üzerine yapıştırdık. Kutuların alt kısımları açılıp kapanabildiğinden kutuların tüm süs işlemlerini bitirdikten sonra kavanozlarımızı ve kurabiyelerimizi de içlerine yerleştirdik. Böylece hediyelerimizi daha derli toplu bir halde misafirlerimize verebildik.


İşte hediyemizin son hali ve kutularımız;



Az biraz uzun bir yazı oldu ama sabrınıza sığınıyorum :) Benim için anlatması, yazması çok keyifli idi umarım keyifli olmuştur sizin için de. 

Sevgiler. 




25 Temmuz 2016 Pazartesi

Bardak Altlıklarına Fotoğraf Basımı



Herkese kocaman merhaba yine, yeni, yeniden : )

Bu postu okurken tavsiye edilen şarkı  
-ki bunu her postun altına ritüel haline getirmeyi planlıyoruz-


Sıradaki hediye fikrimiz çay, kahve gibi içecekleri tüketmeyi sevenlere gelsin : ) Biz çay, kahve içmeyi oldukça çok seven bir çiftiz. Evimize gelen arkadaşlarımızla ya da çoğu zaman birlikte bir şeyler içerken sevgili mobilyalarımın özellikle sehpamın zarar görmesi en son istediğim şey. Leke kalmamasına, çizilmemesine dikkat etmeye çalışırım. Bunun üzerine biz de dedik ki artık her evin demir başı haline gelen bardak altlıkları neden bizim anılarımızı içermesin. Onlara baktıkça ve kullandıkça 'A bak hatırlıyor musun burada şunu yapıyorduk, şurada şunu yemiştik, içmiştik.'' gibi nidalarla hatıralarımızı canlandırmak istedik. Birlikte çekildiğimiz birkaç fotoğrafımızı bardak altlığı olarak bastırmak istedik. 





Öncelikle bizim için keyifli hatıraları barındıran birkaç fotoğrafımızı seçtik. Ozalitçiden aldığımız destek ile seçtiğimiz ebatlarda taşlara fotoğraflarımızı bastırdık. Fotoğrafları taşın ebatlarına uydurmak için ya bastırmadan önce ozalitçiden yardım alabilirsiniz ya da usta bir şekilde photoshop programı kullanabiliyorsanız kendiniz de bu işi halledebilir sadece bastırmak için yardım alabilirsiniz. Biz bu noktada işimizi garanti altına almak için - çünkü photoshop programında şahane bir ustalığımız yok maalesef - hem fotoğrafların ebat ayarlanmasını hem de basımı konusunda ozalitçiden destek aldık. 


İşte bizim bardak altlıklarımız bu şekilde oluşumunu tamamlamış oldu. Sunum açısından ve zarar da görmemesi adına ebatlarına uygun bir kutuya -altlıkların aralarına beyaz ince keçeler sıkıştırarak- yerleştirdik. Şimdi her çay, kahve içişimizde fotoğrafların bizdeki anılarını gülümseyerek hatırlıyoruz. Umarım sizin için de keyifli bir paylaşım olmuştur. 

Sevgiler.



23 Temmuz 2016 Cumartesi

Çatal Kaşık ile Tablo Yapımı

Yeniden merhaba herkese : )

Blog işini kıvırmaya başladık gibi, en azından yazmaktan ya da bir şeyler paylaşmaktan keyif alıyoruz. Arkadaş çevremizden de güzel tepkiler gelmiyor değil tabi ama daha geniş kitlelere ulaşıp ulaşmadığımız konusunda blogun görüntülenme istatistiklerinden başka verimiz yok :) E bu noktada devreye girebilir olumlu/ olumsuz yorum bırakarak ''ben de buradayım'' diyebilirsiniz pek tabi haydi bakalım bekliyoruz :) 

Bu kısa ''dertleşme'' kısmını geçtikten sonra gelelim bugün sizlerle paylaşacağımız hediyeye. Esasında bugünkü paylaşım biraz daha ev dekorasyonu çatısı altında. Hazır bu konuya değinmişken şunu da belirtelim; blogun çoğunluğu yaratıcı hediye fikirleri paylaşımı olsa da aralara özellikle benim ilgi alanım olan ev dekorasyonu, düzenlemesi gibi paylaşımları da serpiştirme fikrindeyiz, umarım keyif alırsınız. 

Neyse tontiş anneannemin yakın bir arkadaşı seneler önce yurt dışından altın çatal-kaşık-bıçak takımı getiriyor. Benim canım minnoş anneannem de benim çeyizim için bunları saklıyor. Gün gelip de ben evlenmeye karar verdiğim de binbir nazla 'ben bunları kullanmam ki' nidaları ile anneannemi de kırmamak adına aldım, evin bir köşesine koydum. Evimiz yerleşip de konsolun üzerine bir aksesuar gerektiğinde müthiş bir fikrin parçası olarak kalbimde baş köşeye yerleştiler :) Sizin de evde raf bekleyen bu tür kullanmadığınız malzemeler varsa pekala tabloya çevirip evinizin duvarlarını süsleyebilirsiniz. 

Biz öncelikle marangoz, mobilyacı gibi bir yerden sunta kestirdik, çok kalın olmayan, arka fonu beyaz olan bir sunta bu. Önemli kısım çatal-bıçak-kaşığı yerleştirmekti. Bu konuda da ''en basit olan en güzeldir'' felsefesini benimseyerek, boy ve şekil farklılıklarına dikkat ederek sırayla dizdik baktık ki epey de güzel durdu. 

                                          

Tabi çerçeveletme kısmını çatal-kaşık-bıçakları yapıştırmadan önce halletmeniz gerekiyor aksi halde yapıştırdıklarınızı düşürebilirler. Bizim evimiz ve tabloyu koyacağımız yer altın rengi ağırlıkta olduğundan dolayı ben çerçeve rengini altın rengi olarak düşündüm. Çerçeveletme kısmını da hallettikten sonra -ki bu en fazla bir günlük bir iş olur- iş eve getirip malzemeleri yapıştırmaya kaldı. 60 Watt'lık sıcak silikon yardımı ile önceden yerlerini tespit ettiğimiz çatal-bıçak ve kaşığı yapıştırdık. Dilerseniz siz soğuk silikon ile yapıştırıp belli süre kurumaya bırakabilirsiniz. ve işte ta-ta-tadaaam tablomuz hazır :) İsteğinize ve zevkinize göre üzerini bizim yaptığımız gibi aplik yardımı ile ışıklandırabilirsiniz, akşamları epey güzel oluyor :) 


Mobilya ve ev dekorasyon mağazalarından çok daha pahalı ücretler ödeyerek alabileceğimiz bir tabloyu çok çok daha ekonomik bir şekilde oluşturmanın keyfi bambaşka. Umarım paylaşımdan keyif alırsınız : )

Sevgiler.



20 Temmuz 2016 Çarşamba

Trivial Pursuit - 'Nazlı Edition' : )



Yeniden merhaba : )

Karı koca olarak yavaş yavaş bu blog işine ve yazmaya alışmaya başladık diye düşünüyoruz. Yeniden bir yazıyla karşınızdayız sevgili okuyucularımız :) Bu seferki hediyemiz birçoğumuzun bildiği Trivial Pursuit genel kültür oyunundan esinlenerek hazırladığımız farklı bir sürüm. 

                                   Hediyemiz için gerekli malzemelerimizden bahsedeyim;
    *200-300 gr. Bristol veya Schoeller gibi kalın ve dokulu kağıtlar
                                *20 x 8 x 4 cm boyutlarında ahşap kapaklı bir kutu
                                *İki farklı renk kalem
                                *Sıfır numara zımpara kağıdı (kenarlarını pürüzsüz hale getirmek için)
                                *Vernik (tercihe göre)
                                *EVA malzemesi (kutunun tabanına yerleştirmek için)


Öncelikli olarak hediyemizin dış yüzeyinden başlayalım; ahşap kutuyu kırtasiyelerden ya da hobi marketlerden bulabilirsiniz. Kenarlarını pürüzsüzleştirme amacıyla sıfır numara zımpara kağıdı ile zımparalıyoruz. Üzerindeki amblem ve mühür bize özel anlamları olan parçalar siz kendinize özel anlamı olan şeylerden yararlanabilirsiniz bu noktada. Yazı şeklinde olan kısmı ozalitçi yardımı ile baskıyla yapıyoruz, mühürü ise kutuya kendimiz basabiliriz. Dediğim gibi bu nokta bizim için anlamı olan şeylerdi siz bu noktadaki seçim konusunda özgürsünüz : ) 

Gelelim iç kısmına. EVA malzemesi olarak bahsettiğimiz şeyi -ki bunu çok ince, yumuşak ve süngerimsi bir yapı olarak tanımlayabiliriz - kutumuzun tabanına yerleştiriyoruz. Peki kutunun içinde ne var? Belki de hediyenin en anlamlı ve önemli kısmı burası. Ufak ufak kalın dokulu kağıtlarda 'bize' dair bazen çoktan seçmeli bazen de açık uçlu sorular var. Burası da sizin kendinize uyarlamanız gereken bir nokta :) Kağıdın ön yüzünde sorular, arka yüzünde cevapları var.


Bakmayın sizin için saçma bir soru olduğuna bizim ev için devrim niteliği taşır :) 


Bilenler bilir Trivial Pursuit oldukça zor bir genel kültür oyunudur, genellikle nokta atışı soruları olan öğrenci milleti arasındaki tanımlamasıyla ''ezbere dayalı'' bir oyundur. Bu sebeple bizim için de sorular aynen bu formattaydı. Size tavsiyem siz de bu şekilde hazırlayın ki kimin hafızası daha güçlü görelim :) 

Fotoğraflardaki gibi size ve ortak yaşadıklarınıza dair soruların olduğu yaklaşık 35-40 tane soruyu kalın formlu kağıtlara yazdıktan sonra kutumuzun içine yerleştiriyoruz. Tabiki arkalarına da cevaplarını yazıyoruz unutmadan. İlk kağıda da resimdeki gibi oyunun adını ve kime ithaf ettiyseniz onun formatı olarak giriş kartı oluşturabilirsiniz.


İşte hediyemiz tamamlandı. Soruları hazırlamak dışında çok fazla zaman harcanmasını gerektirecek bir hediye olmamasının yanında verdiğiniz kişi ve sizin keyifli zaman geçirmenize vesile olacak bir hediyedir. Yazıyı bitirmeden önce oyunu bilmeyenler, duymayanlar için ufacık oyunun kurallarından da bahsedeyim ki işin esprisi kaçmasın :) Hediye ettiğiniz, sürpriz yaptığınız kişiye sorularınızı siz sorun ama dikkat edin arkasından cevapları görmesin böylelikle, birlikte ufak bir hafıza yoklaması yapabiliyorsunuz. Bakalım kim neler hatırlayacak, ne kadar soruya doğru cevap verecek? :)

Hatırladığınız her güzel hatıranın olduğu ana gidip keyifli vakit geçirmeniz dileğiyle, iyi eğlenceler:) 

Sevgiler. 














19 Temmuz 2016 Salı

Minik adama sevgilerle :)


Herkese merhaba :)

Hediye dediğmiz geniş bir kavram. 7'den 70'e hediye alması herkes için keyiflidir. Bunu daha da keyifli hale getirmek için paylaştığımız hediye fikirlerimizde özellikle özen gösterdiğimiz noktanın; emek verdiğimiz ve bizim yarattığımız hediyeler olmasına dikkat ediyoruz. Bugün sizlerle paylaşacağım hediye manevi değerlere önem veren tatlı bir halanın yeğeni için tasarlanan sürpriz hediyesi. Büyüdüğünde halasından anlamlı ve daima gülerek hatırlayacağı bir hediye olması bizim için en önemli kısımdı. 

Hediyemiz için gerekli malzemeler;
* 300 gram dokulu Bristol Kağıdı 
(kalın, ağır ve deforme olması zor bir kağıt) 
* Kuru Boya
* Ozalit basımı 
* Kaplama için uçurtma kağıdı
* Kırnap ipi

Gelelim hediyemizin yapımına; elimizde halamız Senem Hanım ile tatlı yeğeninin birkaç fotoğrafı vardı. Biz de bu fotoğraflarla minik adamımıza bir boyama kitabı hediye etmek istedik. Öncelikle photoshop programı yardımı ile elimizdeki fotoğrafların karikatürize edilmiş hallerini yaptık.
                                                              
                             
 

Sonrasında ozalitçeye giderek boyama kitabımızın sol sayfaya fotoğrafların orijinal hallerini diğer sayfaya da karikatürize edilmiş hallerini bastırdık ve spiral yardımı ile kitap haline getirdik. Kitabın ilk iki sayfasını halamız Senem Hanım'a ayırdık ki tatlı yeğenine yazmak istediklerini yazsın, büyüdüğünde beraberce okuyup keyif alabilecekleri bir anıları olsun. Ön kapağımıza da doğum günü tarihimizi ve Ömer Yağız'ın adını da not ettik. Bunu da tamamladıktan sonra boyama kitabımız hazır hale gelmiş oldu.


En son aşama hediyemizin sunum ve paketlenme aşaması. Bu noktada uçurtma kağıdıyla kaplayıp kırnap ipi ile de son süslemesini tamamlayarak hediyemizi bitirmiş olduk. Bir de unutmadan Ömer Yağız için kuru boya almayı da ihmal etmedik ki boyama kitabı özelliğini korusun :)


Halasından Ömer Yağız için oldukça anlamlı ve keyifli bir doğum günü hediyesi oluşumunu tamamladı umarız ki Ömer Yağız ailesi ile beraber her anından keyif alacağı, sağlıklı bir yaşama sahip olur.

Sevgiler. 


Not: Ömer Yağız'ın ve Senem Hanım'ın fotoğrafları izinleri dahilinde kullanılmıştır. 












                 

18 Temmuz 2016 Pazartesi

Film Repliklerinden Tablo

    Herkese merhaba : )

    Özel günler gelip çattığında hediye telaşına düştüğümüz çok olmuştur. Kaldı ki genelde 'yumurtanın kapıya gelme' durumu hepimizin en sık karşılaştığı, bizi zorlayan ama kapıya gelmeden de panik olmadığımız bir durumdur. Gönül ister ki hep geniş geniş zamanlarda en anlamlı hediyelerimizi hazırlayalım ancak bazen kafa yoğunluğu, bazen gündelik koşturmanın içerisinde kaybolup gitme vs. derken hediyelerimiz genelde son günlere kalır. Şimdi sizlerle yapımı çok pratik, el emeği olmasından dolayı da anlamı büyük bir hediye fikri paylaşacağım. Ben hediyemi hazırlarken eşimin filmlere ilgisi olduğundan dolayı sevdiği film repliklerinden yola çıktım. Siz hediye edeceğiniz kişinin ilgi alanlarına göre hediyeyi genişletebilirsiniz; şiir seviyorsa sevdiği şiirleri yazabilirsiniz, kitaplara ilgi duyuyorsa sevdiği kitaplardan cümleler yazabilirsiniz gibi. 



      
                                    Bu sürpriz hediyemiz için gerekli olan materyallerimiz; 
  * İstenilen renkte karton (üzerine yazı yazacağımız için 
beyaz, krem vs gibi renkler seçmek daha mantıklı bence)
* Güzel yazan bir tükenmez ya da pilot kalem
* Yazacağınız yazıların taslakları ( film repliği, şiirler vs. gibi )
- önceden bir yere not almak pratiklik açısından iyi oluyor.


İlk olarak kartonu istediğimiz ölçüde kesiyoruz. Bunu yaparken ister yazacağımız yazının uzunluğunu, kısalığını ister asacağımız alanın büyüklüğüne göre kartonumuzu kesiyoruz. İkinci aşamada yazacağımız yazıları kestiğimiz kartonlara yazıyoruz. Ben unutulduysa kolay hatırlansın ya da ileride baktığımızda hangi filme ait olduğunu kolay hatırlayalım diye yazıları yazdıktan sonra yazıların kapladığı alan durumuna göre ya altına ya da üstüne filmin adını da yazmayı tercih ettim. 

 

Tüm bu yazım işlemi tamamlandıktan sonra bulduğum camcının yardımı ile yazılarımı çerçevelettirdim. Tabiki çerçevenin rengine, şekline, boyutlarına siz karar veriyorsunuz nasıl isterseniz yani. Son aşama da böylelikle tamamlanmış oldu. 


İşte bu kadar kolay hediyemiz sevdiğimize vermemiz için hazır ve nazır :) Hem çok pratik, hem ekonomik hem de manevi olarak anlamlı bir hediye. Umarım beğenir, günün birinde siz de sevdiklerinize yapar onları mutlu edersiniz.

Sevgiler :) 
cftcnazli